Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Bize Ulaşın | İletişim | Reklam
Bu bölümümüzde hastane katkı paylarını ve hastane duyurularını öğrenebilirsiniz.
 
  » Erkek Sağlığı
  » Kadın Sağlığı
  » Çocuk Sağlığı
  » Genel Sağlık
  » Beslenme ve Diyet
  » Cilt Bakımı ve Güzellik
 
 
Gezinti Bağlantılarını Atla
 
Hizmet Kalitesi En İyi Hastane Hangisi?









 
Karakter Boyutu: 101214
Büyük tehdit: Virüsler (04.06.2009 19:49:00)



Son derece küçük olan ve ancak elektron mikroskobuyla görülen bu yaratıklar ne hayvan, ne bitki, ne de bakteri grubuna girer.



Kendi küçük, gücü büyük tehdit: Virüsler

Son derece küçük olan ve ancak elektron mikroskobuyla görülen bu yaratıklar ne hayvan, ne bitki, ne de bakteri grubuna girer.

Hatta canlı mı cansız mı oldukları bile tartışma konusu olmuştur. Kimi araştırmacılar

virüsleri, kendi başlarına yaşamayı başarabilmiş genetik şifreler (DNA veya RNA parçaları]

olarak tanımlar. Virüsler oldukça zorlu koşullara uyum sağlayabilen ve başka hücreler

üzerinden yaşamlarını sürdüren organizmalar olarak tanımlanabilir.

Virüslerin kendi başlarına enerji üretmeleri ve protein yapmaları mümkün değildir. Yaşamsal

tüm işlevleri için konakçı bir hücreye ihtiyaç duyarlar. Hücre içerisine girerek o hücrenin

enerjisinden yaralanır, o hücrenin ribozomlarını kullanarak protein yapar ve çoğalırlar.

Hatta girdikleri hücrenin içine kendi genetik şifrelerini yerleştirerek ömür boyu o canlıda

kalabilirler. Örneğin, dudakta uçuğa sebep olan herpes virüsleri yüzdeki bir sinir köküne

yerleşir. Sinir hücrelerine giren virüsler, kendi genetik şifrelerini hücrenin DNA´sına

yapıştırır. Bünye zayıfladıkça virüsler güçlenir, çoğalır ve dudağımızda uçuk çıkmasına

sebep olur. Virüsler üç ana kısımdan oluşur: Genetik şifre, kapsül ve zarf. Genetik şifre

DNA veya RNA şeklinde olur. Virüsün kapsülünü proteinlerden oluşur. En dışta bulunan zarf

ise protein ve yağlardan oluşur. Virüsler önce hücrelere tutunur. Hücre duvarına yapışan

virüs içeri alınır. Hücrenin içinde kapsül açılır ve virüsün genetik şifresi dışarı çıkar.

Virüsün genetik şifresinin emirleri doğrultusunda, hücrenin malzemeleri kullanılarak virüs

parçacıkları yapılır. 8u parçacıklar birleşerek yeni virüsleri oluşturur. Virüsler

çoğaldıktan sonra hücreyi öldürür ve o hücreyi terk ederler. Bazı virüsler hücreleri terk

ederken hücrenin genetik yapısının bir kısmını da beraberlerinde götürebilirler. Genetik

yapılarında, hayvan ve insandan gelen şifreleri taşıyan karma virüsler, bu değişim sayesinde

sadece hayvanları etkilemekle kalmaz insanlarda da hastalığa yol açmaya başlayabilir.

Bağışıklık sistemimiz virüslerle olanca gücüyle savaşır ve yeni saldırılara karşı vücudumuzu

savunur. Bir virüsün saldırısından sonra bağışıklık sistemi artık bu virüsü tanır, virüsün

dış kabuğunda yer alan bazı proteinlerin yapılarını "hafızasına kaydeden" bağışıklık

sistemi, aynı virüs bir daha vücuda girdiğinde derhal harekete geçer. Bu sayede, önceden

hazırlıklı olan bağışıklık sistemi kolaylıkla savaşı kazanır. Tabii virüslerin de

kendilerine özgü hayatta kalma yolları vardır. Virüsler, bağışıklık hücreleri tarafından

kolaylıkla tanınmalarına, bu sayede de çabukça yok edilmelerine yol açan kapsüllerini

değiştirebilirler. Kapsüllerindeki protein I erdeki bir tek aminoasitin bile değişmesi yeni

bir virüsün oluşması için yeterlidir. Kapsüllerdeki protein yapısını değiştiren, yani farklı

bir kılığa bürünen virüs vücuda girdiğinde tanınmaz ve sanki ilk defa vücuda girmiş gibi

yeni bir hastalığa yol açar. Gribe neden olan influenza virüsünün belirli aralıklarla

salgınlara yol açmasının sebebi de işte budur. Kapsülündeki H veya N proteinlerini

değiştirmek suretiyle yeni bir yapıya kavuşan influenza virüsü çok tehlikeli hastalıklara ve

dünya çapında salgınlara yol açabilir.

İnfluenza Virüsünün Yapısı

İnfluenza virüsleri, Orthomyxoviridae denilen bir aileye mensup, 80-120 nm çapında RNA

virüslerdir, influenza virüsünün genetik kodu tek zincir içeren 7-8 RNA parçasından oluşur.

Bu RNA parçaları, yaklaşık 700 aminoasit içeren 10 farklı proteini kodlar, yani bu

proteinlerin yapılması için gerekli bilgiyi gönderir. Üç büyük RNA parçası PB1, PB2 ve PA

olarak adlandırılan proteinleri kodlar. Bu proteinler RNA´nın çoğalmasından (replikasyonul

ve genetik şifreyi kopyalamasından (transkripsiyonu) sorumludur. Diğer RNA parçaları,

virüsün kapsülünde yer alan HA (hemagluti-nin) ve NA (nöraminidaz] proteinleri için gerekli

bilgiyi taşır. Virüs kapsülünün iç kısmında matriks proteinleri olarak adlandırılan MI ve M2

proteinleri yer alır. Virüse şeklini veren Mİ proteinidir. Ayrıca RNA molekülüne bağlanarak

genetik maddeyi korur. M2 proteini ise virüsün kapsülünün açılıp genetik maddenin dışarıya

çıkmasını sağlar. Bu protein virüsün genetik yapısının çoğalmasına yardımcı olur. İnfluenza

virüslerinde NS1, NS2, BM2 ve NB olarak adlandırılan başka proteinlerde bulunur, influenza

virüsleri bu proteinlerin yapılarındaki farklılıklara bağlı olarak A, B ve C diye üç gruba

ayrılır. İnfluenza A virüslerinde genetik madde sekiz bölümden oluşur, insanlar, domuzlar ve

atlarda, deniz memelilerinde ve kuşlarda salgın hastalığa yol açar. İnfluenza A virusları HA

ve NA yüzey proteinlerine göre alt tiplere ayrılır. İnfluenza virüslerinin on altı HA ve

dokuz NA alt tipi vardır. Son yıllarda görülen kuş gribinin H5N1, domuz gribinin ise Hl Nl

olduğu tespit edilmiştir, influenza B virüslerinde de genetik madde sekiz bölümden oluşur ve

sadece insanlarda hastalık oluşturur. İnfluenza C virüslerinde ise genetik madde yedi

bölümden oluşur. İnsanlarda ve domuzlarda hastalığa yol açar.

Virüslerin Değişimi ve İnsanları Tehdit Eden Yeni Virüsler

Genetik yapısını sürekli değiştirebilen virüsler insanlık için hayli büyük bir tehlike

oluşturuyor. Hatta bazı araştırmacılara göre virüsler, insan ırkını en çok tehdit eden

unsur. Hayvan veya bitki sınıfına girmeyen bu yaratıklar belki de son derece zeki canlılar.

Bu küçük yaratıklar, hücreye saldırıp, onun tüm kaynaklarını kullanıyor, isterse hücreyi

öldürüyor, isterse onun genetik yapısına girip bir ömür onunla birlikte yaşıyor. Sürekli

maske değiştiren virüsler çeşitli aralıklarla, hiç beklenmedik zamanlarda, dünyanın çok

farklı yerlerinde çirkin yüzlerini gösterip kitlesel ölümlere yol açabiliyor. Hızlı değişim

nedeniyle birçok virüs türüne karşı ömür boyu etkili, tek bir aşı geliştiril emiyor. Değişen

yeni virüsler sadece bulaşıcı hastalıklara yol açmakla da kalmıyor. Birkaç ay önce

yayımlanan bir çalışmada polyoma virüs denilen bir virüs türünün cilt kanserine yol açtığı

gösterildi. Polyoma virüs ailesine mensup olan JC, BK, Kİ veWU virüslerinin hiçbiri kansere

yol açmıyor. Ancak yeni bulunan Merkel celi potyomavirüs (MCV] hücrelerin içine girdiğinde

onları ölümsüz hale getirerek kansere yol açıyor.

Virüslerdeki değişimin kaynağı, nasıl ve neden olduğu tam olarak bilinmiyor. Kimi

araştırmacılar yeni virüslerin, bilimsel çalışmaların sonucunda değişime uğrayan virüslerin

laboratuar dışına sızmasından kaynaklandığını düşünüyor. Kimileriyle, bu yeni virüslerin

biyolojik silah olarak geliştirilmiş olduğu kanısında. Hatta bu yeni virüslerin uzaydan

geldiğini düşünenler dahi var. Kökeni ne olursa olsun, yeni virüsler insanların başına

oldukça büyük sorunlar açacak gibi görünüyor.

SARS

İlk olarak Nisan 2003´te salgınlara yol açan SARS virüsü, esas olarak bir koronavirüs.

Koronovirüsler soğuk algınlığına yol açan virüslerin yaklaşık üçte birini oluşturur.

Genellikle hafif bir üst solunum yolu iltihabına yol açan bu virüsler 2003 yılında genetik

yapılarını değiştirerek ağır alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtı. SARS aniden

başlayıp, ilk olarak üst solunum yollarını tutar. Hastalık hızla ilerleyip akciğerlere iner

ve ölüme yol açabilir. Bu virüsün genetik yapısını nasıl değiştirebildiği henüz bilinmiyor.

Hastalığın aniden ortaya çıkması ve virüsün hayvanlarda görülen benzer virüslerden çok

farklı bir genetik yapıya sahip olması, farklı bir ortamda hatta yeryüzünden uzakta değişim

geçirmiş olabileceğini düşündürüyor. Bazı araştırmacılar, SARS virüsünün meteorlar yoluyla

uzaydan gelmiş olduğunu savunuyor.

Kuş Gribi

İnfluenza virüslerinin yol açtığı ve esas olarak kümes hayvanlarını etkileyen bu gribal

hastalık 1997 yılında aniden değişime uğradı. influenza A´nın H5N1 tipi olan kuş gribi

virüsünün genetik yapısında meydana gelen değişim, bu virüsü ölümcül hale getirdi. Eskiden

zararsız kabul edilen kuş gribi virüsü, bu tarihten sonra insanlarda ölümcül seyreden gribal

enfeksiyonlara yol açmaya başladı. Virüsteki bu değişiklik kendi kendine (mutasyon-la) olmuş

olabileceği gibi, tavuk veya domuz gibi ara konakçılarda da gerçekleşmiş olabilir. Diğer bir

olasılık da ara konakçılardan insana bulaşan virüslerin, insan vücudunda değişime uğrayarak

salgınlara yol açması. Virüsün ölümcül hale gelmesi, PB2 geninde ve bazı yüzey

proteinlerindeki değişime bağlanıyor. Bu değişimler sayesinde virüs, hem saldırganlaştı hem

de insanları etkilemeye başladı. PB2 proteinin 627´inci sırasındaki glutamik asit adlı

aminoasidin yerine, lisin (Lys) adlı bir aminoasidin geçmesiyle virüs insandan insana geçme

özelliğini büyük ölçüde kazanabildi.

Domuz Gribi

İnfluenza A´nın H1 Nl tipi olan domuz gribi virüsü, ilk olarak 1930 yılında domuzlarda

bulundu. Daha sonra değişim geçirerek insanları da etkileyen H1 Nl virüsler 2009 yılına

kadar dünya gençlinde çok az insanı etkiledi ve nadiren ölümcül seyretti. Kuş gribi virüsü,

domuz gribi virüsü ve insan influenza virüslerinin bir karışımı olan HİNİ domuz gribi

virüsü. Nisan 2009´da ani bir değişim geçirerek saldırgan ve ölümcül bir şekle büründü.

Mayıs 2009´da virüsün değişim gösterdiği toplam sekiz genin haritası Cralg Venter

Enstitüsü´nde çıkarılarak internette yayımlandı. Haritası çıkartılan genler: Nükleer eksport

proteini (NEP), nükleokapsül proteini (NP), matriks proteinleri (MP), polimerazlar, HA ve NA

proteinleri. Genetik yapısı ortaya konulan yeni HİM virüsüne karşı aşı geliştirme

çalışmalarına hemen başlandı. Birkaç ay içinde hazır olması beklenen aşı sayesinde dünya

çapındaki salgınların önlenebileceği düşünülüyor.

Hanta Virüsü

Bunya virüs ailesinden olan hanta virüsü ilk olarak 1950´li yıllarda Kore´de tespit edildi.

Hanta virüsü üç RNA parçasından oluşan, küre şeklinde ve 95-1lO nm çapında bir virüs.

Ülkemizde ilk olarak 2009 Şubat´ında ortaya çıktı. Ormanda parmağına diken batan bir

çiftçinin bir süre sonra parmağı morardı ve şişti. Hasta, iki hafta sonra kas ağrıları,

üşüme, yüksek ateş, karın ağrısı, kusma ve bulantı şikâyetiyle yatırıldığı hastanede

hayatını kaybetti. Virüsü kapan kişilerde çok kısa süre içerisinde ciddi akciğer yetmezliği

gelişiyor ve hastaların yüzde 75´i hayatını kaybediyor. Bu virüs insanlara farelerden

bulaşıyor. Farelerde hastalığa yol açmadığı gibi, henüz insandan insana da geçmiyor. Ancak

genetik yapısındaki küçük bir değişimle insandan insana bulaşma ve salgınlara yol açma

ihtimali bulunuyor.

Ebola Virüsü

Adını Kongo´daki bir nehirden alan ebola hastalığı ilk olarak 1976 yılında tespit edildi.

Hastalığa, fitovirida ailesine mensup olan ebola virüsleri yol açar. İnsan ve maymunlarda

hastalığa yol açan virüsü hangi hayvanın taşıdığı bilinmiyor. Virüs vücuda girdikten birkaç

gün sonra yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, karın ağrısı, halsizlik, gözlerde kızarıklık,

kanlı kusma ve kanlı ishal başlar. Sonraki birkaç hafta içinde göğüs ağrısı ve ölüm görülür.

Ebola virüsü 80 nm çapında ve 970 nm uzunluğundadır, genetik yapısında RNA taşır. Virüs,

şiddetli kanamaya yol açarak insanları ve maymunları öldürür. İnsanlarda kan ve idrar

örneklerinin elektron mikroskobuyla incelenmesi ile tespit edilir. Maymunlarda hava yoluyla

bulaşabilen hastalık, insanlarda sadece kan veya diğer vücut salgılarının temasıyla bulaşır.

Kongo´da Aralık 200S´de meydana gelen salgından etkilenen 32 kişinin 15:i ölmüştür. Son

olarak Şubat 2009´da Filipinlerde ebola virüsüne rastlandı. Bu virüsün de son yıllarda

değişim geçirerek tehlikeli hale gelen virüsler arasında olduğu düşünülüyor.


Bu haber 134 kez okundu
           
Yorum Bölümü
Bu Haberle İlgili henüz yorum yapılmmadı.

  E-mail:  
  Şifre  :   
üGiriş
üÜye Ol
üŞifremi Unuttum
 
 
Doktor AraHastane Ara
 
   

Opr.Dr.Sait Nafiz Mutlu
Katarakt ve Tedavisi

Uzm.Dr.İlhan Özer
Burun Akıntıları

Dr.İrfan Görgülü
Acil Müdahale

Dr.Dt. Bora Arifoğlu
ORTODONTİ NEDİR?
 
A B C Ç D E F G H I İ J K
L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
 
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.
Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.